Giriş
Hayat, her zaman düz bir çizgide ilerlemez. Bazen virajlar keskinleşir, bazen de sırtımızdaki yüklerin ağırlığı taşınamaz bir hal alır. Fiziksel bir rahatsızlık yaşadığımızda, örneğin dişimiz ağrıdığında ya da kalbimizde bir sıkışma hissettiğimizde hiç tereddüt etmeden bir hekime başvururuz. Ancak konu ruh sağlığımız, iç dünyamız ve zihinsel acılarımız olduğunda süreç maalesef o kadar hızlı işlemez. Toplumsal önyargılar, "ben deli miyim?", "kendi dertlerimi kendim çözebilirim" yanılgısı ya da sürecin bilinmezliği, insanları iyileşme adımını atmaktan alıkoyar. Bir Uzman Klinik Psikolog olarak klinikte en sık karşılaştığım durumlardan biri, danışanların terapötik sürece ancak dayanacak güçleri kalmadığında, yani "son raddeye" geldiklerinde başvuruyor olmalarıdır. Oysa psikolojik destek almak için hayatınızın altüst olmasına gerek yoktur. Bu yazı, zihninizdeki soru işaretlerini gidermek, psikoterapinin gerçekte ne olduğunu anlamak ve kendiniz için en doğru profesyonel adımı atmanıza yardımcı olmak amacıyla kaleme alınmıştır.
1. Psikolojik Destek (Psikoterapi) Tam Olarak Nedir?
Halk arasında psikoterapi genellikle "iki kişinin karşılıklı oturup dertleşmesi" veya "psikoloğun sihirli bir değnekle tavsiyeler vermesi" olarak algılanır. Oysa psikoterapi, sadece bir sohbet ortamı olmanın çok ötesinde, bilimsel teorilere ve kanıta dayalı klinik yöntemlere dayanan profesyonel bir iyileşme sürecidir. Terapistiniz sizin adınıza kararlar alan, size ne yapmanız gerektiğini söyleyen bir akıl hocası değildir. Aksine, terapi odası; yargılanma korkusu olmadan, tamamen güvende hissettiğiniz, kendinizi en çıplak haliyle masaya yatırabildiğiniz aynalı bir odadır.
Klinik psikolog, bu odada sizinle birlikte yürüyen bir yol arkadaşıdır. Kendi içinizde göremediğiniz kör noktaları fark etmenizi sağlar, kökleri çocukluğunuza ya da geçmiş travmalarınıza dayanan şemalarınızı çözmenize rehberlik eder. Süreç boyunca, işlevsel olmayan düşünce kalıplarınız (bilişleriniz) ve bunlara bağlı gelişen zorlayıcı duygularınız incelenir. Terapi, size acısız bir hayat vadetmez; aksine, hayatın kaçınılmaz acılarıyla, stresörleriyle ve krizleriyle nasıl daha sağlıklı, esnek ve güçlü bir şekilde baş edebileceğinizin psikolojik araçlarını size kazandırır. Yani psikoterapi, kendinizi yeniden keşfetme ve dönüştürme sanatıdır.
2. Ne Zaman Bir Psikoloğun Kapısını Çalmalıyım?
Psikolojik destek almak için hayatınızın tamamen çökmüş olması, ağır bir depresyon yaşamanız ya da klinik bir tanı almanız gerekmez. Elbette yas, boşanma, iş kaybı veya travmatik bir deneyim gibi majör yaşam krizlerinde destek almak hayatidir. Ancak bunun yanı sıra, günlük hayatın içinde kendinizi sürekli olarak "sıkışmış", "tükenmiş" veya "anlamını yitirmiş" hissediyorsanız da terapiye başvurabilirsiniz. Eğer haftalarca süren ve bir türlü geçmeyen bir mutsuzluk, yataktan çıkma isteksizliği, kronikleşen bir kaygı hali veya öfke patlamaları yaşıyorsanız, bunlar ruhunuzun size verdiği imdat sinyalleridir.
Aynı zamanda, ilişkilerinizde sürekli aynı kısır döngülerin içine düşüyorsanız, insanlara "hayır" demekte zorlanıp kendi sınırlarınızı çizemiyorsanız veya kendinize yönelik acımasız bir içsel eleştirmene sahipseniz, psikoterapi sizin için en doğru adreslerden biridir. Bazen de ortada görünür hiçbir sebep yokken içsel bir boşluk hissi veya geleceğe dair yoğun bir belirsizlik kaygısı yakamızı bırakmaz. İşte tüm bu durumlarda, iç sesinizin gürültüsünden kendi yolunuzu göremediğinizde, profesyonel bir dış gözün rehberliğine ihtiyaç duyarsınız. Kendinize acı çektirmeyi ertelemek yerine, bu sinyalleri erken fark edip adım atmak en büyük öz şefkattir.
3. İlk Terapi Seansından Ne Beklemeliyim? Illüzyonlar ve Gerçekler
İlk defa terapiye gelecek olan danışanların üzerinde genellikle büyük bir gerginlik ve bilinmezliğin getirdiği bir kaygı olur. "Ne anlatacağım?", "Nereden başlayacağım?", "Ya beni yargılarsa?" gibi sorular zihni kurcalar. Bilmeniz gereken ilk şey, ilk seansın bir "tedavi" veya sihirli bir dönüşüm seansı değil, bir tanışma ve değerlendirme seansı olduğudur. İlk görüşmede klinik psikolog, sizi terapiye getiren temel şikayetleri dinler, hayat hikayenizin ana hatlarını öğrenir ve birlikte nasıl bir yol haritası izleyeceğinizi belirler.
Buradaki en büyük illüzyonlardan biri, odadan çıkar çıkmaz tüm dertlerin biteceği beklintisidir. Gerçek şu ki, terapi bazen ilk başlarda kendinizi daha da huzursuz hissetmenize neden olabilir. Çünkü uzun süredir halının altına süpürdüğünüz, yüzleşmekten kaçtığınız acı veren duygular ve anılar tozlanıp gün yüzüne çıkar. Bu, iyileşme sürecinin doğal bir parçasıdır; tıpkı bir yaranın temizlenirken acıması gibi. Terapistiniz ilk seansta sizi test etmez veya not vermez. İlk seansın başarısı, anlattıklarınızın derinliğinden ziyade, terapistinizle aranızda kurulmaya başlayan o güvenli bağdır (terapötik ittifak). Kendinize zaman tanıyın; zira ruhsal değişim bir gecede değil, seanslar arası geçen zamanın olgunlaşmasıyla gerçekleşir.
4. Doğru Ruh Sağlığı Uzmanını Nasıl Seçmeliyim?
Piyasada "yaşam koçu", "kuantum danışmanı", "enerji uzmanı" gibi bilimsel hiçbir temeli olmayan unvanların mantar gibi çoğaldığı günümüzde, doğru ruh sağlığı uzmanını seçmek kelimenin tam anlamıyla hayati bir önem taşır. Ruhunuzu emanet edeceğiniz kişinin yetkinliğini sorgulamak en doğal hakkınızdır. İlk kural, karşınızdaki kişinin akademik altyapısıdır. Gitmek istediğiniz uzman mutlaka 4 yıllık Psikoloji lisans eğitiminin üzerine, Klinik Psikoloji alanında yüksek lisans (master) yapmış ve "Uzman Klinik Psikolog" unvanını almış olmalıdır. Psikiyatristler ise tıp fakültesi mezunudur ve ilaçla tedavi yetkisine sahiptir; klinik psikologlar ilaç yazmaz, psikoterapi uygular.
İkinci olarak, uzmanın hangi terapi ekolünde uzmanlaştığını öğrenmelisiniz. Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT), EMDR, Dinamik Terapi veya Şema Terapi gibi uluslararası geçerliliği ve bilimsel kanıtı olan ekollerin uygulayıcı sertifikalarına sahip olup olmadığını mutlaka araştırın. Unutmayın, her terapist her danışana veya her probleme uygun olmayabilir. Seçtiğiniz uzman teorik olarak ne kadar mükemmel olursa olsun, seanslar ilerledikçe onun yanında kendinizi güvende, duyulmuş ve anlaşılmış hissetmiyorsanız, bu durumu terapistinizle paylaşabilir ya da başka bir uzmana geçmeyi değerlendirebilirsiniz. Doğru uzman, size duymak istediğiniz pembe yalanları söyleyen değil, profesyonel sınırlar içinde size gerçeği şefkatle gösterendir.